28 Ocak 2016 Perşembe

KTÜ HF 3. SINIF TİCARET HUKUKU – II DERSİ BAHAR DÖNEMİ ÖDEV ÇALIŞMASI

KTÜ HF 3. SINIF
TİCARET HUKUKU – II DERSİ
BAHAR DÖNEMİ ÖDEV ÇALIŞMASI
Ödev Talimatı :
Bahar Dönemi ödev çalışması, 20 puanlık DAVA DOSYASI SUNUMU ve 30 puanlık OLAY ÇÖZÜMLEME olmak üzere toplam 50 puan üzerinden değerlendirilecektir. Vize sınavı 50 puan üzerinden yapılacak, ödev çalışması da 50 puan üzerinden değerlendirilecek ve ödevden aldığınız puan vize sınavından aldığınız nota ilave edilecektir.
20 PUANLIK DAVA DOSYASI SUNUMU :
1. Dava dosyası sunumu 3 kişilik GRUP ÇALIŞMASI şeklinde yapılacaktır.
2. GRUP üyeleri, bir avukatın arşivinden (temyiz edilerek ya da edilmeyerek) KESİNLEŞMİŞ bir dava dosyası temin edeceklerdir. Sunum sırasında dosya salonda bulunmalıdır. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, İş Mahkemesi ya da Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen herhangi bir dava dosyası olabilir. Ceza Mahkemelerinde görülen davalar kesinlikle olmaz. Sunum sırasında dosyalarda adı geçen kişilerin sadece ön adları belirtilecek, soyadları söylenmeyecektir.
3. Öğrenciler HAKİM, DAVACI AVUKATI ve DAVALI AVUKATI rolünde dava dosyasını sunacaklardır. Sunum 4 AŞAMADAN oluşacaktır:
Birinci Aşama : HAKİM, mahkemenin adı, açılan davanın türü (boşanma davası, alacak davası, nafaka davası vs.), davacı ve davalının kim oldukları hakkında kısa bilgi verecektir.
İkinci Aşama : DAVACI AVUKATI, dava dilekçesinde belirtilen hususları açıklayacaktır.
Üçüncü Aşama : DAVALI AVUKATI, cevap dilekçesinde belirtilen hususları açıklayacaktır.
Dördüncü Aşama : HAKİM, dosyada varsa bilirkişi raporunu özetledikten sonra, gerekçesiyle birlikte kararını açıklayacaktır.
4. Sunumlar 2. Katta bulunan DURUŞMA SALONUNDA yapılacaktır, her bir öğrenci sunum sırasında CÜBBE GİYECEKTİR.
5. Sunumlar 15-20 dakika aralığında sürecektir.
6. GRUP üyelerinin kimler olacağının tespitinde serbestsiniz. En geç 31 Mart 2016 Perşembe gününe kadar grupların belirlenmesi gerekmektedir. Belirlediğiniz grup üyelerini colcem@yahoo.com adresine gönderebilir ya da derslikte sözlü olarak bana bildirebilirsiniz.
7. Sunumlar 9 Mayıs 2016 Pazartesi ve 20 Mayıs 2016 Cuma günleri arasında yapılacaktır. Gruplar belirlendikten sonra, kesin sunum tarihleri blogda ve facebookta ilan edilecektir.
30 PUANLIK OLAY ÇÖZÜMLEME :
1. Bahar döneminde çözümlemeniz istenen toplam 30 soru, en geç 2016 Şubat ayının ikinci haftasında hukukderslerim.blogspot.com sitesinde ve KTÜ HF Ticaret Hukuku facebook grubunda ilan edilecektir.
2. Çözümü istenen problemleri, akıl yürütmenin pratik çalışmalarda uygulanması ile pratik çalışma ve problem çözme yöntemine ilişkin önerileri dikkate alarak cevaplandırınız. Ödevini tam, doğru ve özentili hazırlayan öğrencilere tam not verilir. Eksik, yanlış ve özentisiz hazırlanan ödevlerden tam not alınmaz.
3. Ödevinizi bilgisayarda yazmanız ve 12 punto kullanmanız önerilir. Ancak el yazısı ile hazırlanan ödevler de kabul edilecektir. Asgari ve azami sayfa sınırı yoktur.
4. Ödevinizi en çok 3 kişi olmak üzere GRUP ÇALIŞMASI yaparak hazırlayabilirsiniz. Grup çalışması yapmak isteğe bağlıdır, zorunlu değildir.
5. Ödevinizin ilk sayfasına, adınızı-soyadınızı, okul numaranızı, son sayfasına ise yararlandığınız kaynakçayı yazınız.
6. Ödevinizi son teslim günü 10 Mayıs 2016 Salı’dır. Ödevinizi teslim ederken imza atmayı unutmayınız.
Başarılar dilerim.
Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL

KTÜ HF 1. SINIF MEDENİ HUKUK – II DERSİ BAHAR DÖNEMİ ÖDEV ÇALIŞMASI

KTÜ HF 1. SINIF
MEDENİ HUKUK – II DERSİ
BAHAR DÖNEMİ ÖDEV ÇALIŞMASI
Ödev Talimatı :
Bahar Dönemi ödev çalışması, 20 puanlık DAVA DOSYASI SUNUMU ve 30 puanlık OLAY ÇÖZÜMLEME olmak üzere toplam 50 puan üzerinden değerlendirilecektir. Vize sınavı 50 puan üzerinden yapılacak, ödev çalışması da 50 puan üzerinden değerlendirilecek ve ödevden aldığınız puan vize sınavından aldığınız nota ilave edilecektir.
20 PUANLIK DAVA DOSYASI SUNUMU :
1. Dava dosyası sunumu 3 kişilik GRUP ÇALIŞMASI şeklinde yapılacaktır.
2. GRUP üyeleri, bir avukatın arşivinden (temyiz edilerek ya da edilmeyerek) KESİNLEŞMİŞ bir dava dosyası temin edeceklerdir. Sunum sırasında dosya salonda bulunmalıdır. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, İş Mahkemesi ya da Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen herhangi bir dava dosyası olabilir. Ceza Mahkemelerinde görülen davalar kesinlikle olmaz. Sunum sırasında dosyalarda adı geçen kişilerin sadece ön adları belirtilecek, soyadları söylenmeyecektir.
3. Öğrenciler HAKİM, DAVACI AVUKATI ve DAVALI AVUKATI rolünde dava dosyasını sunacaklardır. Sunum 4 AŞAMADAN oluşacaktır:
Birinci Aşama : HAKİM, mahkemenin adı, açılan davanın türü (boşanma davası, alacak davası, nafaka davası vs.), davacı ve davalının kim oldukları hakkında kısa bilgi verecektir.
İkinci Aşama : DAVACI AVUKATI, dava dilekçesinde belirtilen hususları açıklayacaktır.
Üçüncü Aşama : DAVALI AVUKATI, cevap dilekçesinde belirtilen hususları açıklayacaktır.
Dördüncü Aşama : HAKİM, dosyada varsa bilirkişi raporunu özetledikten sonra, gerekçesiyle birlikte kararını açıklayacaktır.
4. Sunumlar 2. Katta bulunan DURUŞMA SALONUNDA yapılacaktır, her bir öğrenci sunum sırasında CÜBBE GİYECEKTİR.
5. Sunumlar 15-20 dakika aralığında sürecektir.
6. GRUP üyelerinin kimler olacağının tespitinde serbestsiniz. En geç 31 Mart 2016 Perşembe gününe kadar grupların belirlenmesi gerekmektedir. Belirlediğiniz grup üyelerini colcem@yahoo.com adresine gönderebilir ya da derslikte sözlü olarak bana bildirebilirsiniz.
7. Sunumlar 9 Mayıs 2016 Pazartesi ve 20 Mayıs 2016 Cuma günleri arasında yapılacaktır. Gruplar belirlendikten sonra, kesin sunum tarihleri blogda ve facebookta ilan edilecektir.
30 PUANLIK OLAY ÇÖZÜMLEME :
1. Bahar döneminde çözümlemeniz istenen toplam 30 soru, en geç 2016 Şubat ayının ikinci haftasında hukukderslerim.blogspot.com sitesinde ve KTÜ HF Ticaret Hukuku facebook grubunda ilan edilecektir.
2. Çözümü istenen problemleri, akıl yürütmenin pratik çalışmalarda uygulanması ile pratik çalışma ve problem çözme yöntemine ilişkin önerileri dikkate alarak cevaplandırınız. Ödevini tam, doğru ve özentili hazırlayan öğrencilere tam not verilir. Eksik, yanlış ve özentisiz hazırlanan ödevlerden tam not alınmaz.
3. Ödevinizi bilgisayarda yazmanız ve 12 punto kullanmanız önerilir. Ancak el yazısı ile hazırlanan ödevler de kabul edilecektir. Asgari ve azami sayfa sınırı yoktur.
4. Ödevinizi en çok 3 kişi olmak üzere GRUP ÇALIŞMASI yaparak hazırlayabilirsiniz. Grup çalışması yapmak isteğe bağlıdır, zorunlu değildir.
5. Ödevinizin ilk sayfasına, adınızı-soyadınızı, okul numaranızı, son sayfasına ise yararlandığınız kaynakçayı yazınız.
6. Ödevinizi son teslim günü 10 Mayıs 2016 Salı’dır. Ödevinizi teslim ederken imza atmayı unutmayınız.
Başarılar dilerim.
Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL

20 Ocak 2016 Çarşamba

MEDENİ HUKUK BÜTÜNLEME SINAVI SORU VE CEVAPLARI


SORU 1 : Bakıma muhtaç durumdaki (A) ile (B) aralarında sözlü olarak, (B)’nin (A)’nın ölümüne kadar ona bakmayı, (A)’nın da bunun karşılığında oturduğu evi (B)’ye bırakmayı taahhüt ettiği bir “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” kurarlar. Bu doğrultuda (A) evini tapuda (B) adına tescil ettirir. (B) sözleşmenin gereklerini yerine getirerek (A)’ya baktığı halde (A) 8 sene sonra bu sözleşmenin “şekle aykırılık” nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürer ve bu sözleşmeye dayanılarak (B) adına tapuda yapılan tescilin iptalini talep eder.
(A)’nın bu iddiaları yerinde midir, değerlendiriniz. (10 PUAN)
Cevap : Ölünceye Kadar Bakma Akdini düzenlemeye taşınmaz mal temlikini kapsadığı takdirde sulh hakimlerini, noterler ve tapu sicil memurları yetkilidir. Kanunun resmî şekle uymayı geçerlik şartı olarak düzenlediği bir durum söz konusudur. Öyleyse, olayda, Ali ile Veli arasında sözlü olarak akdedilen bu sözleşme şekle aykırılık nedeniyle batıldır. Kural olarak, tarafların geçersizlik iddiasında bulunma hakları bulunmaktadır.
Belirtmek gerekir ki, şekle aykırı sözleşmeden doğan borç tamamen veya kısmen ifa edildikten sonra geçersizlik iddiasında bulunulan her durumda hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna da varılamaz. Bu husus bu yönde kuvvetli bir emare teşkil etse de bu noktada genellemelerden kaçınılmalı ve her somut olayda olayın tüm şartları değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır.
Ancak, somut olayda, Ali’nin 8 yıl gibi uzun bir zaman bakımdan faydalanıp sonradan sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesi TMK m.2/f.2 hükmü ile kanun koyucunun korumayacağını ifade ettiği bir hal olan “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirilebilir. Zira, borçlar sanki geçerliymiş gibi ifa tamamen veya kısmen gerçekleştirildikten sonra taraflardan birinin sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesi, karşı tarafta korunmaya lâyık ve esaslı bir güven uyandırdıktan sonra, artık bu davranışına ve uyandırdığı güvene aykırı, onunla çelişkili tutum takınamayacağını ifade eden “çelişkili davranış yasağını”n ihlâl edilmesi anlamına gelir. Bu yasağın ihlâl edilmiş olması da hakkın kötüye kullanıldığını belirten unsurlardandır. Olaydan Ali’nin uzun zaman boyunca Veli nezdinde böyle bir güven oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Ali, sözleşme yapılırken gerekli şekle uyulmadığını bildiği halde Veli’yi sözleşmenin sözlü olarak yapılmasına teşvik ettiyse, bu durumda da, iddiası, “kendi ahlâka aykırı davranışına dayanarak hak kullanma” teşkil edecek ve bu itibarla hakkın kötüye kullanılması olarak nitelenebilecektir.
SORU 2 : Medenî Hukuk sınavına yetişmek için 15.01.2006 sabahı taksiye binen Elif, Nokia N8 model cep telefonu ve içinde 1.000 TL bulunan para cüzdanını araçta unutur. Elif’i indirdikten sonra arka koltuktaki para cüzdanı ve cep telefonunu fark eden şoför Fuat;
1. Cep telefonunu sevgilisi Gül’e hediye eder.
2. Halim’e ait benzin istasyonuna giderek 100 TL’lik benzin alır.
3. Duraktaki arkadaşı İsmail’e durumu anlatarak, ondan aldığı 100 TL’lik borcunu öder.
Her bir seçenekte para ve cep telefonunun mülkiyetinin kime ait olduğunu tartışınız. (10 PUAN)
Cevap 1 : Para ve hamile yazılı senetler dışındaki taşınırların, çalınması, kaybolması ya da malikin iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elden çıkması hallerinde, bu taşınır eşyayı iyiniyetle devralan kişi mülkiyet hakkını kazanamaz. Bu bakımdan söz konusu taşınırı devralan kişinin iyiniyeti hukuk düzenince korunmamıştır. Dolayısıyla malik, 5 yıl süre ile taşınır davası açarak malın iadesini talep edebilir. Fakat malik bu süre içinde taşınır davası açmaz ve malı devralan kişi de söz konusu taşınırı beş yıl süre boyunca iyiniyetle, davasız ve aralıksız, malik sıfatıyla elinde bulundurmaya devam ederse zamanaşımı ile mülkiyeti kazanır. Örneğin, A, B’nin C’den çaldığı bir malı çalıntı olduğunu bilmeden satın almış ve 5 yıl süre ile ve iyiniyetle malı muhafaza etmiştir. C de 5 yıl içinde taşınır davası açmamış, malın iadesini talep etmemiştir. 5. yılın sonunda A, kazandırıcı zamanaşımı yolu ile malın mülkiyetini kazanır. Taşınırlarda mülkiyet hakkını kazanabilmesi için şu koşullar gerekir: (1) İyiniyetli olması (malın başkasına ait olduğunu bilmemesi ve bilebilecek durumda olmaması, gereken özeni gösterseydi bile bilemeyecek olması), (2) Bu iyiniyetin davasız ve aralıksız (dava açılmadan ve araya bir kesinti girmeden) devam etmesi, (3) 5 yılllık sürenin geçmesi (bu süre içinde zilyedin zilyetliği kesintiye uğramış olsa da, malı 1 sene içinde tekrar ele geçirmesi halinde zamanaşımı kesintiye uğramış sayılmaz.)
Olayda elden rıza dışı çıkan bir taşınır var. Fuat hem kötüniyetlidir hem haksız zilyettir. İyiniyetli üçüncü kişinin haksız zilyetten mülkiyet ya da sınırlı aynî hak kazanımı derhal gerçekleşmemektedir. Malın malikinin 5 yıl boyunca malı elinde bulunduran herkese karşı taşınır davası açma hakkı vardır (TMK m. 989/I). Beş yılın sonunda ise TMK m.777 gereği kazandırıcı zamanaşımı gerçekleşmekte ve mal elinde bulunduranın mülkiyetine geçmektedir. Kazandırıcı zamanaşımının gerçekleşmesi için beş yıl boyunca taşınırı elinde bulunduranın iyiniyetli olması, beş yıl boyunca davasız ve aralıksız olarak malik sıfatıyla zilyet olması gerekmektedir.
Olayda iyiniyetli olan Gül, malın mülkiyetini derhal kazanamaz, 5 yıl boyunca kendisine taşınır davası açılabilir.
Cevap 2 : Para ve hamile yazılı senetler sahibinin elinden rızası dışında çıkmasına rağmen, bunlara iyiniyetle sahip olan kimseden iade etmesi istenemez. Diğer deyişle, para ve hamile yazılı senetleri devreden kişi gerçek malik olmasa bile, devralan, bu kişinin malik olmadığını bilmiyorsa ve bilebilecek durumda değilse tasarruf eksikliğine rağmen para ve hamile yazılı senetlerin mülkiyetini kazanır (TMK m.990). Örneğin A, sokakta bulduğu veya çaldığı para ile C’den kendisine bir takım elbise satın alsa, parası iradesi dışında elinden çıkmış B, bu parayı C’den geri isteyemez.
Somut olayda, taşınır (para) yine elden rıza dışı çıkmıştır. Fakat para ve hamiline yazılı senetlerde ticarî hayatın hızlı işleyişini korumak amacıyla diğer taşınırlardan farklı bir hüküm benimsenmiş ve iyiniyetli üçüncü kişi beş yılın sonunda değil derhal korunmuştur. Para ve hamiline yazılı senetlerde üçüncü kişinin iyiniyetli olması durumunda iyiniyet tam ve derhal koruma sağlar.
Olayda iyiniyetli olan Halim paranın maliki olmuştur (TMK m.990).
Cevap 3 : Para ve hamile yazılı senetleri devreden kişi gerçek malik olmasa bile, devralan, bu kişinin malik olmadığını bilmiyorsa ve bilebilecek durumda değilse yani iyiniyetli ise tasarruf eksikliğine rağmen para ve hamile yazılı senetlerin mülkiyetini kazanır (TMK m.990).
Olayda İsmail gerçek durumu bildiğinden iyi niyetli değildir (TMK m.3) ve iyiniyetin sağladığı korumadan (TMK m.990) yararlanamaz, paranın sahibi olamaz.
SORU 3 : Ahmet, ofisine bir mini buzdolabı almak amacıyla beyaz eşya satıcısı Sedat’ın dükkanına 12.05.2015 Salı günü gider. 500 TL bedeli olan bir mini buzdolabını beğenir ve malın adresine teslim edilmesini satıcıdan ister. Taraflar arasında bedelin ne zaman ve nasıl ödeneceği, malın teslim masraflarına hangi tarafın katlanacağı hususunda konuşma olmamıştır.
1. Sedat, teslim ettiği buzdolabının bedelini hangi tarihte alıcıdan isteyebilir?
2. Sedat, buzdolabını günün hangi saatinde alıcının adresine teslim etmelidir?
3. Sedat, malın taşınması ve teslim edilmesi için yaptığı masrafları alıcıdan isteyebilir mi? (10 PUAN)
Cevap 1 : İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur (TBK m.90).
Cevap 2 : Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir (TBK m.94).
Cevap 3 : Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir (TBK m.211).
SORU 4 : 100.000 TL malvarlığı olan A ölmüştür. Geride oğlu B ve C ile eşi D kalmıştır.
Birinci ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının tamamını B’ye bırakmıştır.
İkinci ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının dörtte üçünü B’ye bırakmıştır.
Üçüncü ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının beşte dördünü B’ye bırakmıştır.
Dördüncü ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının yarısını B’ye bırakmıştır.
1. Bu ihtimallere göre B, C ve D mirastan ne kadar pay alır?
2. A’nın annesi E de hayatta olsaydı yukarıdaki sorulara verilen cevaplar değişir miydi? (10 PUAN)
Cevap : 1.Bu ihtimallere göre B, C ve D mirastan ne kadar pay alır?
Öncelikle, mirasbırakanın tasarruf oranını bulmak gerekir.
B’nin yasal payı = 3/8 = 37.500 TL
B’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
C’nin yasal payı = 3/8 = 37.500 TL
C’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
D’nin yasal payı = ¼ = 25.000 TL
D’nin saklı payı = ¼ = 25.000 TL
Tasarruf Oranı = 1 – (Saklı Pay Oranları Toplamı)
= 1 – (3/16 + 3/16 + ¼)
= 6/16
= 37.500 TL
Birinci ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının tamamını B’ye bırakmıştır.
İlk dikkat edilecek nokta tasarruf oranının aşılıp aşılmadığı ve saklı paylara tecavüz edilip edilmediğidir.
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran = 1
= 100.000 TL
Tasarruf Oranı = 6/16
= 37.500 TL
100.000 TL > 37.500 TL = TECAVÜZ VAR !
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran > Tasarruf Oranı olduğundan tasarruf oranı aşılmıştır. O halde saklı paylara tecavüz edilmiştir. Saklı paylara tecavüz edilenlerin tenkis davası açması mümkündür.
C’nin yasal payı = 3/8 = 37.500 TL
C’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
C’nin eline geçen pay = 0 TL
C’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 18.750 TL – 0 = 18.750 TL
D’nin yasal payı = ¼ = 25.000 TL
D’nin saklı payı = ¼ = 25.000 TL
D’nin eline geçen pay = 0 TL
D’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 25.000 TL – 0 = 25.000 TL
B’nin yasal payı = 3/8 = 37.500 TL
B’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
B’nin eline geçen pay = 100.000 TL
B’nin saklı payına tecavüz yoktur. Çünkü mirasbırakan mirasının tamamını ona bırakmıştır. C’nin ve D’nin saklı payı iade edildikten sonra kalan pay B’nin olur. 100.000 TL – (18.750 TL + 25.000 TL) = 56.250 TL B’nindir.
İkinci ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının dörtte üçünü B’ye bırakmıştır.
İlk dikkat edilecek nokta yine tasarruf oranının aşılıp aşılmadığı ve saklı paylara tecavüz edilip edilmediğidir.
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran = 3/4
= 75.000 TL
Tasarruf Oranı = 6/16
= 37.500 TL
75.000 TL > 37.500 TL = TECAVÜZ VAR !
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran > Tasarruf Oranı olduğundan tasarruf oranı aşılmıştır. O halde saklı paylara tecavüz edilmiştir. Saklı paylara tecavüz edilenlerin tenkis davası açması mümkündür.
Önce tasarruf edilmeyen miras payı, mirasçılara YASAL MİRAS PAYLARINA GÖRE dağıtılır.
Tasarruf Edilmeyen Miras Payı = Mirasın Tamamı – Tasarruf Edilen Miras Payı = 100.000 TL – 75.000 TL = 25.000 TL. O halde önce 25.000 TL yasal miras paylarına göre mirasçılara göre dağıtılır.
C’nin yasal payı = 3/8 = 25.000 TL X 3/8 = 9.375 TL
C’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
Dolayısıyla C saklı payının tamamını alamamıştır. 18.750 TL – 9.375 TL = 9.375 TL tecavüz sözkonusudur. 9.375 TL’yi tenkis davası ile talep edebilir.
C’nin eline geçen pay = 9.375 TL
C’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 18.750 TL – 9.375 TL = 9.375 TL
D’nin yasal payı = 1/4 = 25.000 TL X 1/4 = 6.250 TL
D’nin saklı payı = 1/4 = 25.000 TL
Dolayısıyla D saklı payının tamamını alamamıştır. 25.000 TL – 6.250 TL = 18.250 TL tecavüz sözkonusudur. 18.250 TL’yi tenkis davası ile talep edebilir.
D’nin eline geçen pay = 6.250 TL
D’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 25.000 TL – 6.250 TL = 18.250 TL
B’nin yasal payı = 3/8 = 25.000 TL X 3/8 = 9.375 TL
B’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
B’nin saklı payına tecavüz yoktur. Çünkü mirasbırakan mirasının dörtte üçünü (75.000 TL’sini) ona bırakmıştır. C’nin ve D’nin saklı payı iade edildikten sonra kalan pay B’nin olur.
100.000 TL – (18.750 TL + 25.000 TL) = 56.250 TL B’nindir.
Üçüncü ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının beşte dördünü B’ye bırakmıştır.
İlk dikkat edilecek nokta yine tasarruf oranının aşılıp aşılmadığı ve saklı paylara tecavüz edilip edilmediğidir.
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran = 4/5
= 80.000 TL
Tasarruf Oranı = 6/16
= 37.500 TL
80.000 TL > 37.500 TL = TECAVÜZ VAR !
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran > Tasarruf Oranı olduğundan tasarruf oranı aşılmıştır. O halde saklı paylara tecavüz edilmiştir. Saklı paylara tecavüz edilenlerin tenkis davası açması mümkündür.
Önce tasarruf edilmeyen miras payı, mirasçılara YASAL MİRAS PAYLARINA GÖRE dağıtılır.
Tasarruf Edilmeyen Miras Payı = Mirasın Tamamı – Tasarruf Edilen Miras Payı = 100.000 TL – 80.000 TL = 20.000 TL. O halde önce 20.000 TL yasal miras paylarına göre mirasçılara göre dağıtılır.
C’nin yasal payı = 3/8 = 20.000 TL X 3/8 = 7.500 TL
C’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
Dolayısıyla C saklı payının tamamını alamamıştır. 18.750 TL – 7.500 TL = 11.250 TL tecavüz sözkonusudur. 11.250 TL’yi tenkis davası ile talep edebilir.
C’nin eline geçen pay = 7.500 TL
C’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 18.750 TL – 7.500 TL = 11.250 TL
D’nin yasal payı = 1/4 = 20.000 TL X 1/4 = 5.000 TL
D’nin saklı payı = 1/4 = 25.000 TL
Dolayısıyla D saklı payının tamamını alamamıştır. 25.000 TL – 5.000 TL = 20.000 TL tecavüz sözkonusudur. 20.000 TL’yi tenkis davası ile talep edebilir.
D’nin eline geçen pay = 5.000 TL
D’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 25.000 TL – 5.000 TL = 20.000 TL
B’nin yasal payı = 3/8 = 20.000 TL X 3/8 = 7.500 TL
B’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
B’nin saklı payına tecavüz yoktur. Çünkü mirasbırakan mirasının beşte dördünü (80.000 TL’sini) ona bırakmıştır. C’nin ve D’nin saklı payı iade edildikten sonra kalan pay B’nin olur.
100.000 TL – (18.750 TL + 25.000 TL) = 56.250 TL B’nindir.
Dördüncü ihtimal : A vasiyetnamesinde malvarlığının yarısını B’ye bırakmıştır.
İlk dikkat edilecek nokta yine tasarruf oranının aşılıp aşılmadığı ve saklı paylara tecavüz edilip edilmediğidir.
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran = 1/2
= 50.000 TL
Tasarruf Oranı = 6/16
= 37.500 TL
50.000 TL > 37.500 TL = TECAVÜZ VAR !
Fiilen Tasarruf Yapılan Oran > Tasarruf Oranı olduğundan tasarruf oranı aşılmıştır. O halde saklı paylara tecavüz edilmiştir. Saklı paylara tecavüz edilenlerin tenkis davası açması mümkündür.
Önce tasarruf edilmeyen miras payı, mirasçılara YASAL MİRAS PAYLARINA GÖRE dağıtılır.
Tasarruf Edilmeyen Miras Payı = Mirasın Tamamı – Tasarruf Edilen Miras Payı = 100.000 TL – 50.000 TL = 50.000 TL. O halde önce 50.000 TL yasal miras paylarına göre mirasçılara göre dağıtılır.
C’nin yasal payı = 3/8 = 50.000 TL X 3/8 = 18.750 TL
C’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
Dolayısıyla C saklı payının tamamını almıştır. Saklı payına tecavüz yoktur. Tenkis davası açmasına da gerek yoktur.
D’nin yasal payı = 1/4 = 50.000 TL X 1/4 = 12.500 TL
D’nin saklı payı = 1/4 = 25.000 TL
Dolayısıyla D saklı payının tamamını alamamıştır. 25.000 TL – 12.500 TL = 12.500 TL tecavüz sözkonusudur. 12.500 TL’yi tenkis davası ile talep edebilir.
D’nin eline geçen pay = 12.500 TL
D’nin tenkis davası ile talep edeceği tutar = 25.000 TL – 12.500 TL = 12.500 TL
B’nin yasal payı = 3/8 = 50.000 TL X 3/8 = 18.750 TL
B’nin saklı payı = 3/16 = 18.750 TL
B’nin saklı payına tecavüz yoktur. Çünkü mirasbırakan mirasının yarısını (50.000 TL’sini) ona bırakmıştır. C’nin ve D’nin saklı payı iade edildikten sonra kalan pay B’nin olur.
100.000 TL – (18.750 TL + 25.000 TL) = 56.250 TL B’nindir.
Cevap : 2.A’nın annesi E de hayatta olsaydı yukarıdaki sorulara verilen cevaplar değişir miydi?
Değişmezdi. Birinci zümre mirasçı varken ikinci zümre mirasçının yasal miras payı yoktur. Yasal miras payı bulunmayan kişinin varsa bile saklı payı da 0 olur, dolayısıyla mirastan pay alamaz. Anne, ikinci zümre mirasçıdır.
SORU 5 : Mutlak butlan ile nisbi butlan arasındaki farkları yazınız. (10 PUAN)
Mutlak butlanın geçersizlik sonucunu doğurması için taraflarca ileri sürülmesi gerekmez. İptal hakkı ise bozucu yenilik doğuran bir haktır ve tek taraflı irade beyanıyla kullanılabilir. Kural olarak bu amaçla bir dava açmaya gerek yoktur.
Mutlak butlan ise defi değil itirazdır. Herkes tarafından ileri sürülebilir ve hakim tarafından resen dikkate alınır. İptal hakkı ise, bir itiraz değil, defidir. Dolayısıyla sadece bu hakka sahip olan kişi tarafından kullanılabilir. Butlanda olduğu gibi menfaati olan herkes iptal hakkını kullanamaz. Ayrıca hâkim de iptali resen dikkate alamaz.
İptal hakkı sahibinin sözleşmeye açıkça icazet vererek, bu hakkından vazgeçmesi mümkündür. Oysa mutlak butlanda icazet, sözleşmeyi geçerli hale getirmez.
İptal hakkı ancak belli bir süre içinde kullanılmalıdır. Mutlak butlanı ileri sürmek herhangi bir süreye bağlı olmadığı halde, iptal hakkı kanunun öngördüğü süre içinde kullanılmazsa, hak sahibinin sözleşmeye icazet verdiği kabul edilir.
İptal hakkı kullanıldıktan sonra sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Yani baştan itibaren geçersiz olur. Mutlak butlan ise, baştan itibaren zaten geçersizdir.
SORU 6 : Borçlandırıcı işlem ile tasarruf işlemi arasındaki farkları yazınız. (10 PUAN)
Borçlandırıcı işlemler genellikle tasarruf işlemlerinden önce yapılır ve tasarruf işleminin ilk adımını teşkil ederler. Borçlandırıcı işlem ile bir borç ilişkisi kurulurken, tasarruf işlemi ile bu borç ifa edilir. Fakat peşin satışlarda olduğu gibi, bazı hallerde borçlandırıcı ve tasarruf işlemlerinin aynı anda yapılması mümkündür.
Borçlandırıcı işlem ile hak karşı tarafa geçmez. Hakkın devri için ayrıca tasarruf işleminin de yapılması gerekir. Hakkın devri, menkullerde zilyetliğin nakli, gayrimenkullerde ise tescil ile gerçekleşir. Zilyetliğin nakli ve tescil işlemleri birer tasarruf işlemidir.
Tasarruf işleminin yapılabilmesi için tasarruf yetkisine sahip olmak gerekirken, borçlandırıcı işlem yapabilmek için böyle bir yetkiye ihtiyaç yoktur. Bir kimse kendisine ait olmayan bir hakkı geçerli bir biçimde taahhüt işlemine konu yapabilir.
Tasarruf işlemleri alanında sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesi geçerli olduğu halde, taahhüt işlemleri alanında böyle bir kısıtlama mevcut değildir. Taraflar diledikleri tip ve muhtevada borçlandırıcı işlemi yapabilirler; ancak diledikleri tip ve muhtevada tasarruf işlemi yapamazlar.
Aynı konuda birden fazla borçlandırıcı işlem yapılabilir ve bunların hepsi geçerlidir. Aralarında bir öncelik- sonralık ilişkisi yoktur. Tasarruf işlemi ile malvarlığının mevcutlar hanesinde yer alan bir değer başkasının malvarlığına geçmekte ya da bir alacak hakkı sona ermekte ise, bu durumda, aynı konuda ikinci bir tasarruf işlemi yapılması mümkün değildir. Tasarruf işlemleri mevcutlar ya da alacakların muhtevası değiştirilmekte veya bu haklar sınırlandırılmakta ise, bu durumda, aynı konuda birden fazla tasarruf işlemi yapılabilir. Bu hakların birbiriyle çatışması halinde kural olarak, önce kurulan sınırlı aynî hak diğerlerine göre önceliklidir.
SORU 7 : İtiraz ile defi arasındaki farkları açıklayınız. (10 PUAN)
İtiraz, bir olaya ilişkin savunmadır; bir hak değil, var olan bir durumun ortaya konmasıdır. İtirazda borçlu, borcun hiç doğmadığı veya sona erdiğine ilişkin savunmasıyla borcun varlığını kabul etmemektedir. Defi, borcu ödememeye ilişkin bir haktır. Defide, borçlu borcun varlığını kabul etmekte, fakat ifadan kaçınmasını sağlayacak bir sebep ileri sürmektedir.
İtiraz, bir hak olmadığından menfaati olan herkes tarafından ileri sürülebilir. Defi, bir hak olduğu için sadece hak sahibi tarafından kullanılabilir.
İtiraz, bir hak olmadığından, hakim tarafından resen dikkate alınır. Defi, bir hak olduğu için hakim tarafından resen dikkate alınamaz.
İtiraz, bir hak olmadığından, feragat etmek mümkün değildir. Defi, bir hak olduğundan, feragat etmek mümkündür.
İtirazın, tek taraflı bir irade açıklamasıyla ortadan kaldırılamaz. Aksinin ispatlanması gerekir. Definin, tek taraflı bir irade açıklamasıyla ortadan kaldırmak mümkündür.
İtirazda bulunulması halinde mahkemece kabul gördüğü ölçüde borç sona erer. Defide ise, bu hak kullanıldığında bazen sürekli olarak bazen de geçici bir süre için ifadan kaçınmak mümkün olur.
SORU 8 : Sözleşmelerin uyarlanmasının koşulları nelerdir? Her birini kısaca açıklayınız. (10 PUAN)
Sözleşmenin kurulmasından sonra, sözleşme yapılırken öngörülmeyen ve beklenilmeyen, objektif nitelikli ve olağanüstü bir sebep (savaş, büyük ekonomik kriz, aşırı devalüasyon, deprem veya diğer doğal afetler..) ortaya çıkmalıdır.
Söz konusu sebep nedeniyle, zamana yayılmış bir sürekli borç ilişkisinde tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde bozulmuş olmalıdır.
Bu durumun oluşmasında hakimin müdahalesini talep eden tarafın kusuru bulunmamalı ve sorumluluğunu gerektiren özel bir sebep mevcut olmamalıdır.
Bu yeni duruma rağmen, borcunu hala sözleşme şartlarına uygun biçimde ifa etmesi dürüstlük kuralı karşısında borçludan beklenememelidir.
Sözleşmede veya kanunda bu konuya ilişkin özel bir hüküm (uyarlama düzenlemesi) bulunmamalıdır.
Edimler henüz tümüyle ifa edilmemiş (ifa aşaması tamamlanmamış) olmalıdır.
SORU 9 : Tüzükler hakkında ayrıntılı bilgi veriniz. (9 PUAN)
Tüzük (nizamname), bir kanunun uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyla Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır. Tüzüklerin konusu kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmektir. Tüzük çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir (AY m.115). Tüzükler Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şar-tıyla çıkarılırlar. Danıştay tüzükler hakkında verdiği inceleme kararı bağlayıcı değil, istişarî (danışma) niteliktedir. Bakanlar Kurulu Danıştay’ın görüşüyle bağlı değildir. Bakanlar Kurulu kendi hazırladığı tüzük tasarısını olduğu gibi kabul edebilir. Ancak mut¬laka Danıştay’ın görüşünü almak zorundadır. Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen tüzükler, Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi Resmî Gazetede yayımlanır. Tüzüklerin yargısal denetimi Danıştay’da yapılır.
SORU 10 : Yorumda kullanılan muhakeme ilkelerinin her birini örneklerle açıklayınız. (9 PUAN)
Kanunda belirli bir şey hakkında hüküm var; ama bu şeyin dışında kalan ama ona benzer diğer bir şey hakkında hüküm yok ise, hakkında hüküm bulunan şey ile hakkında hüküm bulunmayan şey birbiriyle kıyaslanır; yani karşılaştırılır. Bu iki şey arasında bir hükmün konuluş sebebi bakımından bir ortaklık varsa, hakkında hüküm bulunmayan şeyin de, hakkında hüküm bulunan şeyin tâbi oluğu hükme tâbi olduğu söylenir. İşte buna “kıyas (örnekseme)” denir. Yani kıyas, aralarında illet ortaklığı bulunan iki şeyden biri hakkında olan hükmün diğerine de uygulanmasıdır. Bir örnekle açıklayalım. “Trende sigara içilmesi yasaktır”. biçiminde bir hüküm bulunsun. Acaba trende puro içilmesi de yasak mıdır? Kıyas yoluyla meseleyi çözelim: Örnekte trende puro içilmesini yasaklayan ayrı bir kural yoktur. Ancak puro da sigara gibi çıkardığı duman ile başkalarını rahatsız etmektedir. Bu bakımından puro, sigaraya benzemektedir. O halde trende puro içilmesi de yasaktır.
Kanunda bir konu hakkındaki hükümden, bunun tam aksi olup da hakkında hüküm bulunmayan bir konunun, kanundaki düzenleniş biçiminin aksi bir hükme tabi tutulmak istendiği sonucunu çıkarmaya aksi ile kanıt ilkesi denir. Bir diğer deyişle, kuralda belirli bir şey hakkında bağlanan hükmün tersinin, kuralda hükme bağlanmayan şeyin karşıtına uygulanması demektir. Kıyas ilkesinde iki husus arasında benzerlik varken, aksi ile kanıt ilkesinde zıtlık vardır. Örneğin, 20 yaşına giren her erkek Türk vatandaşının, askerlik yükümlülüğünü öngören kuralın aksi ile kanıt ilkesinden kadın vatandaşların askerlik yükümlülüğü olmadığı sonucu çıkar.
Bir kanun hükmünün düzenlediği durumun önceliğinde kalan olaylara uygulanmasına evleviyet ilkesi denir. Diğer deyişle, bütün için uygulanan hükmün parçalar içinde uygulanması, daha önemli bir durum için kabul edilen bir hükmün daha az önemli bir durum için de uygulanmasıdır. Kavramın daha kolaylıkla anlaşılabilmesinde yardımcı olmak bakımından buna «kanunun haydi haydi uygulanması» denilebilir. Örneğin; kanunun ihmalden sorumlu olmayı öngören bir hükmünün kast haline de uygulanması bu ilkeye göre olur.